<?php bloginfo('title'); ?> - <?php the_title(); ?>

logo


Güzel Olan Ne Varsa..

Site Map Contacts anasayfa

ANKET

Kuran-i Kerim'i Günde Kaç Kez Okuyorsunuz?

NE VAR NE YOK



Bugün:3
Tıklanma:6
Online:
İpniz:46.197.126.132

EN GÜZEL İSİMLER


"O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Haşr-24)"

ALLAH
(Uluhiyete mahsus sıfatların hepsini kendinde toplayan İsm-i Azam)

RAHMÂN
(Bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih eden)

RAHÎM
(Çok merhamet eden, nimet veren)

MELİK
(Bütün kainatın tek sahibi ve mutlak hükümdarı)

KUDDÛS
(Hatadan, gafletten ve her eksiklikten münezzeh)

SELÂM
(Esenlik veren, kullarını selamete çıkaran)

MÜ'MİN
(Gönüllere iman ışığını veren, vaadine güvenilen)

MÜHEYMİN
(Kainatın bütün işlerini gözetip yöneten)

AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)

CEBBÂR
(İradesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan)

MÜTEKEBBİR
(Her şeyde büyüklüğünü gösteren)

HÂLIK
(Büyün mevcudatı takdirine uygun şekilde yaratan)

BÂRİ'
(Bir model olmaksızın canlıları yaratan)

MUSAVVİR
(Her şeye şekil ve özellik veren)

GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahları bağışlayan)

KAHHÂR
(Her şeye her istediğini yapacak şekilde galip ve hakim)

VEHHÂB
(Karşılık beklemeden bol bol veren)

REZZÂK
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren)

FETTÂH
(Zorlukları kolaylaştıran ve iyilik kapılarını açan)

ALÎM
(Herşeyi çok iyi bilen)

KÂBID
(Rızkı tutan, canlıların ruhunu alan)

BÂSIT
(Rızkı genişleten, ruhları bedenlerine yayan)

HÂFID
(Alçaltan, zillete düşüren)

RÂFİ'
(Yukarı kaldıran, yükselten)

MUİZ
(Yücelten, izzet ve şeref veren)

MÜZİL
(Alçaltan, zillet veren)

SEMİ'
(Her şeyi işiten)

BASÎR
(Her şeyi gören)

HAKEM
(Son hükmü veren)

ADL
(Mutlak adalet sahibi, çok adaletli)

LATÎF
(Yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan)

HABÎR
(Her şeyin iç yüzünden haberdar olan)

HALÎM
(Acele ile ve kızgınlıkla muamele etmeyen)

AZÎM
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

GAFÛR
(Bütün günahları bağışlayan)

ŞEKÛR
(Az iyiliğe çok mükafat veren)

ALÎ
(İzzet, şeref ve hükümranlik bakımından en yüce, aşkın)

KEBÎR
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)

MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)

HASÎB
(Kullarının her yaptığını bilen, onları hesaba çeken)

CELÎL
(Azamet sahibi)

KERÎM
(Lütuf ve keremi çok bol ve çok geniş)

RAKÎB
(Büyün varlığı gözetleyip, kontrol eden)

MÜCÎB
(Dualara karşılık veren)

VÂSİ'
(İlmi ve merhameti herşeyi kuşatan)

HAKÎM
(Bütün emirleri ve işleri hikmetli olan)

VEDÛD
(Kullarını çok seven, sevilmeye gerçekten layık olan)

MECÎD
(Şanı büyük ve yüksek)

BÂİS
(Ölümden sonra dirilten)

ŞEHÎD
(Bütün zamanlarda ve her yerde, hazır ve nazır)

HAK
(Varlığı hiç değişmeden duran)

VEKÎL
(Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran)

KAVÎ
(Gücü bizzat kendinden olan, kudretli)

METÎN
(Her şeye gücü yeten, güçlü)

VELÎ
(Sevdiği kullarının dostu)

HAMÎD
(Ancak kendisine hamdedilen, övülmeye layık)

MUHSÎ
(Her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen)

MÜBDİ'
(İlkin yaratan)

MUÎD
(Tekrar yaratan)

MUHYÎ
(Hayat veren)

MÜMÎT
(Ölümü yaratan)

HAY
(Ebedi hayatta diri)

KAYYÛM
(Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kainatı idare eden)

VÂCİD
(Dilediğini dilediği zaman bulan, müstağni)

MÂCİD
(Şanı büyük ve yüksek)

VÂHİD
(Sıfatlarında, özelliklerinde tek ve biricik olan)

SAMED
(Tüm ihtiyaçların, niyetlerin, övgülerin, yakarışların yöneldiği eşsiz kudret)

KÂDİR
(Her şeye gücü yeten, kudretli)

MUKTEDİR
(Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunan)

MUKADDİM
(İstediğini öne alan)

MUAHHİR
(İstediğini geriye bırakan)

EVVEL
(Varlığının başlangıcı olmayan, ilk)

ÂHİR
(Varlığının sonu olmayan, son)

ZÂHİR
(Her şeyde tecelli eden. Tüm yarattıklarında, kendisinden görülebilir izler, işaretler bulunan)

BÂTIN
(Gözle görülemeyen, her şeyde kendinden bir güç bulunan)

VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)

MÜTEÂLÎ
(İzzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, aşkın)

BERR
(İyilik ve lütfu sonsuz olan)

TEVVÂB
(Kullarını tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)

MÜNTAKİM
(Suçlulari adaletiyle cezalandıran)

AFÜV
(Hiçbir günah kalmayacak şekilde günahları affeden)

RAÛF
(Çok şefkatli, çok lütufkar)

MÂLİKÜ'L-MÜLK
(Mülkün ebedi sahibi)

ZÜ'L-CELÂLİ ve'l-İKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)

MUKSİT
(Adaletle hükmeden)

CÂMİ'
(İstediğini, istediği zaman istediği yerde toplayan)

GANÎ
(Her şeyden müstağni, kendisi dışında her şey O'na muhtaç)

MUGNÎ
(İstediğine zenginlik verip, zengin eden)

MÂNİ'
(Dilemediği bir şeyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere engel olan)

DÂRR
(Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan)

NÂFİ'
(Hayır ve menfaat veren şeyleri yaratan)

NÛR
(Alemleri nurlandıran, istediği gönüllere ve zihinlere nur yağdıran)


HÂDÎ
(Hidayet veren, istediği kulunu muradına erdiren)

BEDÎ'
(Eşi ve örneği olmayan, sanatkarane şekilde yaratan)

BÂKÎ
(Varlığının sonu olmayan)

VÂRİS
(Varlığı devam eden, servetlerin gerçek sahibi)

REŞÎD
(Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp, hikmet üzere sonuca ulaştıran)

SABÛR
(Çok sabırlı)


©TRNuke.net
ALLAH'ın (c.c) Güzel İsimleri

VEDA HUTBESİ

» Veda Hutbesi

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyor um, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

ARŞİVLER

Admin Paneli

İSTEK GÖNDER

Şuan GÜLE SEVDAL FM'de

İLAHİLER VE EZGİLER

Dinliyorsunuz

Güle sevdalı Fm

90 TANE HAFIZ DİNLE

FLATCAST TEMALARI

KABE-MEDNE CANLI İZLE

RADYOMUZ

Anket

Deneme yazı
  • Etİketler

    YARDIM ZAMANI

    reklam

    Dost Sİteler

    reklam reklam reklam reklam reklam

    Sitemizin Diger Dilleri


    Güle Sevdali FM - KeRvAnCaN - Flatcast Radyo islami Dini

    Omre Bedel Bir Umre

    Arşiv Sayfası Hakkında Acıklama
     
    ..::::..(((( Ömre bedel bir Umre ! ))))..::::..
     
    Güle Sevdalı FM Dinle

    Yedi Uzvu Haramdan Koru !

    Hanefi ve maliki mezhebine göre ömürde bir defa Umre yapmak sünneti müekkededir. Hanefilerden vacip olduğunu söyleyenler de vardır. Hanbelî ve Şafilerin çoğuna göre ise ömürde bir kez Umre yapmak farzdır.
     

    26-03-2013

    Umre İbadetini Peygamberimiz dört defa gerçekleştirmiştir. Katâde ibn Diâme şöyle demiştir: Ben Enes ibn Mâlik'e:

    — Peygamber (s.a.s) kaç kere umre yaptı? Diye sordum.

    Dört umre yaptı. Diye cevap verdi.

    Umre ibadetini gerçekleştirenler için Peygamberimizden şu müjde bildirilmiştir.

    "Umre , daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefarettir. Mebrûr haccın karşılığı ise, ancak cennettir.

    Ayrıca:

    "Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır yahut da benimle birlikte yapılmış bir hacc gibidir.

    Son yıllarda ülkemizde umre ziyareti tertip eden şirket ve umrecilerin sayısında bir hayli artış olmuştur. Bu durum kemmiyet açısından sevindirici olsa da keyfeyit açısından pek çok zorluk ve sıkıntıyı da beraberinde getirmiştir. Sadece kar elde etme kapısı görülerek sektörleşen umre, ibadet boyutundan ve asıl ruhundan uzaklaştırmaktadır. Ve umrecilerin ibadet ruhunu unutarak bir gezi kapsamında düşünmeleri sıkıntıların başlıca sebebi olmaktadır.

    İyi niyetli ve motivasyonu iyi olan nice umre şirketleri aynı başarıyı planlama ve programlama boyutunda gösteremeyerek mübarek topraklarda umrecilerin zor anlar yaşamasına sebep olmakta hatta umrenin güzelliklerini unutturup icra edilen yanlışlıkları ziyaretçilerine anlatmaktan umresini anlatmaya sıra gelmemektedir.

    Ayrıca turizm açısından plan ve programı iyi ama umrenin ruhuna uygun motivasyonu zayıf olan nice firmalar da huzurlu ve huşulu bir umre tertip edememektedir.

    İki yönlü kalitenin artması için motivasyonu ve planlaması iyi, ibadet aşkıyla Hac-Umre organizasyonu yapan şirketleri takdir edilip desteklemek gerekir.

    Ahir zamanda zenginlerin caka satmak, fakirlerin dilenmek, alimlerin kendisini ispat etmek,zahitlerin gösteriş yapmak gayeleriyle mukaddes mekanlara gideceği haber verilmektedir.İşte bu farklı gayelerden arınmış canı gönülden samimiyetle ve şartlarına uygun bir hac ve umre ne kadar da büyük bir nimettir.

    ÖMRE BEDEL BİR UMRE YAPMAK İÇİN;Umre dönüşü sizlerle Umrenin mana iklimiyle alakalı aşağıdaki duyguları paylaşmak istiyorum.

     

    Ve ömre bedel bir umre yolculuğu için bir kefen misali ihramlar ellerimizde. Havaalanında "ölmeden önce ölünüz” prensibinin şiarı olarak kefenlerimize bürünüp; uçağın havalanması ile kabre giren mümin ruhların ulvi alemlere yükseldiği gibi yukarılara doğru yükseliyoruz.

    Vefatından sonra huzurullaha çıkan mümin bir ruh misali Allahın rızasını aramak için temiz ruhların temsili ihramlarımızla birlikte yukarılara doğru yükseliyoruz. Alemlerin Rabbinin huzuruna gelen mümin ve temiz ruhu Allah kıyamet kopuncaya kadar bekleyeceği cennet bahçesi olmuş makarrına yani kabrine yolluyor. Ve kutsal yolculuğun bulutlar üstü seyri cennetin anahtarı mukaddes mekâna doğru inişi başlıyor. Artık mukaddes mekana sadece bir saatlik mesefa ve kabir hayatının mümin ruhlara sadece bir saatlik geçen zevk olduğu gibi Beytullah’a kalan bir saatlik zevkli yolculuk. Bütün diller de lebbeyk. " Ey Allah’ım senin emrine geldim, şeytanın tasallutundan bıktım, şehevatın azdırmasından, şeytanlaşmış insanların alıkoymasından yüz çevirerek senin emrine geldim”. Ve o muhteşem an.Kabe yaşlı gözlerde buğulu bir şekilde görünür.Gönüllerde ve dillerde aynı niyaz; "Allah’ım beytini bu dünya gözü ile bize gösterdiğin gibi cemalini de bize seyrettir” Her bir damlası cehennem ateşini söndürecek kıymete haiz gözyaşları içerisinde tek hedef tavafın başlangıcı Hacerul-esved. Hakikati cennet yakutu olan nuru doğu ile batıyı aydınlatacak kadar aydınlık olan ama cahiliyet şirki ile kararmış nurlu siyah taş. Eller Hacerül esved-i selam da, gönüller sanki şöyle der " Doğu ile batıyı aydınlatacak kadar nurun sahibi Ey Hacerül esved sen kardan daha beyazken Mümin kullar siyah günahlarını sana bırakıp arınıp tertemiz gittiler. Sen vefakarsın bugün sadece şahit olur kıyamet gününde de Uhud dağı gibi görkemli iki dudağın bir dilinle gördüklerine şahitlik edersin. İşte bir günahkar kul daha günahıyla seni selamlıyor. Hacerül esved ve kabe-i muazzamanın kapısı arası mültezem. Göğüslerin yapıştırılıp gözün göğe dikildiği ellerin örtüye sarıldığı gözyaşları ile dua edildiği makam. Ey mültezem göğsümü sana yapıştırmak bir temsildir, hakikati ise Allah’ım nasıl ki göğsümü şuan mültezem’e yapıştırdım sen de benim gönlümü sana kulluğa ubudiyete yapıştır. Benimle sana kulluk arasında ki bütün perdeleri kaldır. Kabenin kapısı; ey Kabeye açılan kapı. Seni benim için açmazlar ama Rabbıma giden yolda hiç kapanmayan o kadar çok kapılar var ki Rabbimden dileğim o kapıların rahmet ve merhametle bu günahkar kul için devamlı açık kalmasıdır. Ve Makam-ı İbrahim Vefanın şiarı, tevhidin nişanı olarak yanımızda. Hemen Rasul-i Kibriya’nın miraç yolculuğuna başladığı mekanın yanından yürüyoruz. Ulvi alemlere varışın başlangıç noktasındayız. İşte sufliyattan ulvi alemlere kanat açmış günahkar bir kul olarak niyazımız manevi Buraklarla seyrü seferdir. Makam-ı İbrahim ve Hicri İsmail arası yetmiş peygamber makamı yani her bir adım bir peygamberin ahlakını talep etme sahası. Rüknü Şam-i yani Şam’a bakan Kabe köşesi. Rüknü Irak-i’de ilim sırrına nail olan kişinin ilminin gereği amel işleyip hal ehli olmayı kişiye haber verir. İlim ve amel hikmet meyvesi verir. İşte Rüknü Yeman-i fıkhın ve hikmetin köşesi bu manaları içerdiği için kendisi selamlanacak ve elle dokunulacak bir köşedir. Hacerül Esved’den başlayan ve Rüknü Yeman-i’ye kadar gelen zahirdeki kısa mesafede o kadar çok mana derc olunmuştur ki; Rüknü Yeman-i’deki manevi yolculuğuna devam eden kişi, Rasulallah Efendimiz’den gelen "Rabbena” duasını okumaya başlar.

    Bu dua: " Rabbımız bize dünyada ve ahrette iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru ve iyi kimseler ile bizi cennete girdir. Ey pek yüce ey günahları bağışlayan ey âlemlerin rabbı!”

    İşte bir şavt (tur) bu şekli ile algılanıp gönüllere sirayet edecek ince bir düşünce üzere bütün şavtlar yapılırsa kişinin bir tavaftan istifadesi ömre bedel olacaktır. Tavafın ilk üç şavtının hızlı yapılması ve kalan şavtların yavaş ve sukunet ile yapılması şu manayı ifade ediyor. Üç şavt dolu dolu manasını idrak ederek geçilince artık o kişi manaya doyan manevi hazzı bulan hakikat deryasına dalan bir okyanus misali sekinete ulaşır. Bir ırmak gibi hızlı akan sonra deryaya denize kavuşan bir su sukuneti ile üç şavttan sonrasını sekinet ile tamamlar. Beyti mamurda tavaf eden Meleklerle beraber tavaf ettiğini düşünerek tavafını bitiren kişi tavaf namazının kılınacağı en efdal mekan olan Makam-ı İbrahim arkasında kılar. Makam-ı İbrahim arkasında kıyama duran kişi "Ya rab! vefanın ve tevhidin temsili şu Kabe ve Makam-ı İbrahim arkasında namaza durduğum gibi hayatım boyunca Kalu beladaki verdiğim sözün de arkasında duracağım.”

     

    Kılınana tavaf namazında okunması en evla olan birinci rekatta Kafirun, ikinci rekatta İhlas suresidir. Yani her ikisi de tevhidi anlatan surelerdir. Tavaf sonrası say etmek için Safa ile Merve’ye "Safa ve Merve Allah’ın şiarlarındandır” ayeti okunarak gidilir.

    Hazreti Hacer’in oğlu İsmail için yapmış olduğu şerefli gidiş gelişler temsili olarak canlandırılır. Tıraşla birlikte ihramdan çıkan kişi kefenden soyutlanıp tekrar dirilen diriliş halinin bir nişanıdır. Umre ile birlikte arınan mümin yeniden doğmuş gibi ağırlıklardan kurtulmuş olur.

     

     

    Umrenin rükun ve gereklerinden olmasa bile Mekke-i Mükerreme ziyaret yerleri önemli bir yer teşkil eder. Arafatta ziyaretçi için adına uygun olarak tanışmayı, tanımayı ifade etmesi bakımından marifetullahı talep için dua edilmelidir. Cebeli Rahmet’te Adem(a.s)’ın duasının kabulüne sahne olduğu için bütün günahlardan arınmak, dünya ve ahiret saadetinin teminini istemek için Rahman ve Rahim olan Allah’tan rahmet dağında dareyn saadeti istenir.

    Arafatta biran yüz yirmi dört bin sahabeyle birlikte Rasulullahtan Veda hutbesini dinlercesine o kıymetli hutbeye kulak verilir.

     

    Arafat meydanının başlangıç ve bitiş levhaları kişi için ibret levhası olmalıdır. Şöyle ki Hac mevsiminde arefe günü bu levhaların bir adım bile dışında kalan kişi hacı olamaz. İşte Kuran ve sünnetin çizmiş olduğu hassas çizgilerin velev ki bir adım bile dışında kalınacak olsa kişi mümin olamaz. Bir diğer ifade ile rızayı Bariye ulaşmak için belki de atmamız gereken sadece bir adım vardır diye düşünüp ibadete, davete, tebliğe bir adım daha atma sözünü vermemiz için bu levhalar bir ibret levhası olabilir.

    Müzdelife de aynı şekilde toplanma manasında olduğu için darmadağın olmuş Ümmet-i Muhammed’in birlik içerisinde bir halife etrafında toplanılması gerektiğini kişi gönlünden geçirir.Bu uğurda üzerine ne gibi vazifeler düştüğünü tefekkür eder.

    Minada taşlanan şeytanların günlük hayatımızda her an kulu azdırmaya çalışan şeytanların Salih ameller ile taşlanması şuuru oluşur. Şeytanın hergün kendisine binlerce günah taşı atmak istediğini unutmadan ibret nazarıyla şeytan temsilleri izlenir. Mina yakınında bir mescit gözlerden kaçmaz evet Akabe biatının yapıldığı Akabe mescidi.Her halükarda Rasulullahı koruma sözleriyle biten bir biat makamı.Allahım biz de Rasulullahın uğruna her şeyini bu dini ve mukaddesatı koruyacağımıza söz veriyoruz duyguları birden yeşeriverir sıcak gönüllerde.

    Sevr’de hicretin mana dolu mesajları alınır. Şöyle ki batıldan hakka ,cehaletten ilme ,zulümden adalete ve her türlü mezmum ahlaktan ahlaki hamideye hicret mesajları alınır. Hz. Ali Efendimiz’den Hz. Ebubekir Efendimiz’e ve muhacirinin her birisinin fedakarlığı hicret yolunda bir bir ibretle ve gıptayla izlenebilir.

    Ve vahye memba olmuş Hıra mağarası gönüllerde ilahi duyguların tekrar canlanıp alemi aydınlatacak vahy bereketinin tekrar yeşermesine gece gündüz demeden azimle çalışma mukavelesi yapmak için bir vesile olabilir.

    Ve mescidler her birisi kabeye bağlı mescidler. Gönüllerin mescidlere bağlı olması tazarru ve niyaz edilir.

     

    Mekke-i Mükerremede umre vazifeleri ve tavaflar sonrası Hicret ve iman yurdu,iman kalesi,Haremi Rasul, temiz şehir,temizleyen şehir,sevilen şehir,sevdiren şehir namlarına haiz Medine-i Münevvere’ye çıkacak ziyaret kervanı hicret duygusu ve hicreti anlama mihengi ile yola çıkar.

    Ve iştiyakla Rasulullah’ı ziyarete varılır. İki yetimin arazisi olan Mescid-i Nebevi’nin zahiri ihtişamının temelinin atıldığı ilk manevi ihtişamı ile mescidin içerisine girilir. "Kim ki beni vefat ettikten sonra ziyaret ederse hayatımda ziyaret etmiş gibidir, Kim ki beni vefat ettikten sonra ziyaret ederse benim şefaatim ona vacip olur müjdelerine nail olmak duygu ve heyecanı ile Rasul-ü Kibriya’ya ve kıymetli vezirlerine selam edilir.

    Her selam Rasulallah’ın huzurunda bulunmanın mutluluğu ama ona layıkı ile ümmet olamama mahzuniyeti ile birliktedir. Ona layıkıyla ümmet olmamanın mahzuniyeti " Ey Allah’ın Rasulü sen emaneti eda ettin, risaleti tebliğ ettin, iyiliği emrettin, kötülüğü nehyettin, ümmete nasihat ettin, Allah yolunda hakkıyla cihad ettin şirki yıktın dini mübini ayakta tuttun ben, veda hutbesinde ashabına "tebliğ ettim mi?” dediğin zaman "evet tebliğ ettin ey Allah’ın Rasulü” diyen sahabe gibi bunlara şahitlik edenlerdenim. Senin için şahitlik ettiğim tebliğ ve davet unsurlarının bir memuru olma noktasında bende sana söz veriyorum. Hayatım boyunca senin mücadele ettiğin uğurda mücadele edeceğime söz veriyorum.

    İşte Rasulallahın bu sözleri vererek huzurundan ayrılan bir ümmet görmesi elbette Rasulallah’ı da mesrur edecektir.

     

    Manevi huzurda bir sahneyi tefekkür ve niyaz: Ey Allah’ın Rasulü nasıl ki Bedir’de susamış ashabın bir su kuyusu bulmuştu. Uzun süre susuz kalmalarına rağmen o kadar acı bir su idi ki o suyu içememişler ve yüzüne masum masum bakarak dilleri ile demeseler bile halleri: "Ey Allah’ın Rasulü cahiliyette biz bu sudan daha acı idik, kalplerimiz daha da acı idi. Ama biz senin teşrifin ile tat bulduk. Şu suyun da senin vesilen ile tat bulması şu bizim acıyan kalplerimizin tat bulmasından sana daha kolaydır.” Bu arzu hal Rasulallah’ta karşılığını bulmuş, o acımış suya Rasulallah tükrüğünü bırakınca acı kuyu tatlı bir su haline dönüşü vermiş sahabe de doya doya o sudan içmişler idi. Rasulallah huzurunda bulunan bizler de " Ya Rasulallah! İşte bizim kalplerimiz de acı bir kuyudan farklı değil. İşte senin huzurundayız ve seni rabbimize vesile kılıyoruz: " Ya Rab! Biz senin sevgili kulun Muhammed Mustafa’yı sana vesile kılıyoruz acıyan kalplerimizi Nefhayı Muhammediye ile, iman ve ihlas ilacı ile tatlandır.

     

    Cennetul Baki Peygamber Efendimizi görme şerefine nail olan, sesini duyan, onunla namaz kılan ve İslâmiyet uğrunda hiçbir fedakarlıktan çekinmeyen on bin civarında sahabe efendimizi ziyaret inşallah onların şefaatine bir vesile olacaktır.

    "Uhud bizi sever, biz de Uhud'u severiz” Övgüsüne nail Uhud Dağı ziyareti heyecan verir.Duyana Uhudun şehitleri mesaj verir. Bir peygamber zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz."Fermanıyla başlayan Uhut okuması olanlar için hikmet ve derslerle dolu tevhit sahifesidir .

    Rasûlullah (s.a.s.) elindeki kılıcı göstererek:

    -Hakkını ödemek şartıyla bu kılıcı kim ister? diye sordu. Ensârdan Ebû Dücâne:
    -Bunun hakkı nedir, Ya Rasûlallah? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):
    -Eğilip bükülünceye kadar düşmanla savaşmak, diye cevap verdiği yiğitlerin meydanıdır uhut.

    On üç yaşındaki çocukların Rasulullah bizi şavaşa alsın diye boylarını büyük göstermek için parmaklarının ucuna basıp nolur ya Rasulallah ben büyüdüm ben güçlüyüm beni de savaşa al diye yalvardıkları er meydanıdır Uhut.

    Ben Hanzalayı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm. Sırrının makamıdır Uhut.

    " Uhud savaşında sağıma soluma ne tarafa baktıysam, onun benim için savaştığını gördüm.”Müjdesine nail olan fedakar Nesibe hatun günüdür Uhut.

    Uhudun Hamzası,Musabı ve Şehitleri bir gün oldu sağnak yağan yağmur sonrası tam 1380 yıl sonra daha yeni kabre konulmuş gibi kendilerini ahir zaman ümmetine gösterdiler.Hatta tekrar yapılan definde sıcacık bir Hamza kanı defin işlemini yapan kişinin yüzüne sıçradı.İşte o sıcacık şehit kanı yüzümüze sıçrasın da şu gaflet uykusundan uyanalım diye uzun uzun beklemek lazım uhutta.

     

    Kuba Mescidi Peygamberimiz , Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicretleri esnasında, Medine’ye 5 km. mesafede bulunan Kuba’da 14 gün kalmıştı. Bu süre içinde Peygamberimiz orada bir mescit inşa etti ve burada namaz kıldı. "Kim evinde güzelce temizlenip abdest aldıktan sonra, başka maksatla değil de sadece namaz kılmak için Kuba Mescidine giderse umre sevabı alır."Faziletine nail olunacak büyük bir fırsat.İki rekat namaza umre,dört rekat namaza köle azat etme sevabının verildiği mescit.Rasulullahın Cumartesi günleri ziyaret ettiği,Sad bin. Ebi Vakkasın kendisinde kıldığım iki rekat namaz bana iki defa Kuds-ü şerife gidip gelmekten daha hayırlıdır.Buyurduğu kıymetli mescit…. Ve diğer mescitler…

    Tozu,toprağı,sıcağı ,hurması şifa şehir gerçekten senden ayrılması ne kadar da zor.

    En güzeli bağrında barındıran güzel şehir selam sana.

     

    Ülkeme Rasulullahın hayatını,Ebu Bekrin(ra) sadakatini,Hz.Ömer(ra)in adaletini,Hz Osmanın(ra)Hayasını,Hz.Alinin(ra) ilim ve şecaatini ve sahabe-i güzinin Muhabbetini hediye olarak götürüyorum.

    Rabbim ibadetlerimizi kabul eylesin.Kusurlarımızı Affeylesin.

     

    ÖMER ARİF

     
     
    Ana SayfaForumTüm Kodlarımız Facebook Facebook Facebook Sayfamız İletişim Yardım & Destek


    Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
    Ücretsiz kaydol